Güven

Güven ne güzel bir duyguydu oysa; sevginin ötesinde teslim olma şekli, yorulduğunda ‘ben yoruldum, biraz da sen devam et’ diyebilmek, ‘korkma seni tutarım’ dedi diye yüzme bilmeden suya atlamak, tüm kanıtların aksine inanabilmek, kuşkusuzluk, koşulsuzluk, şüphesizlik ve emniyet.

Bugün yap, yarın değil!

Sürekli erteliyoruz! Sağlığımızı, hayallerimizi, ailemizi, sevdiğimiz birini, herhangi bir işimizi hep yarına bırakıyoruz. Peki yarının olduğunu nereden biliyoruz? Birini seviyoruz ve bekliyoruz söylemek için sürekli erteliyoruz söyleyemiyoruz ama yarının belli olmadığını bugün konuşma fırsatımız varken yarın bu fırsatın olmama ihtimalini hiç düşünmüyoruz. Yada göstermemiz gereken tahlillerimizi erteliyoruz daha sonra gösteririm diyoruz peki ya gösteremezsen? Bugün…

Daha güzelinin hayaliyle..

Geçenlerde bir toplu taşıma aracına bindim hastaneden eve dönebilmek için yorgun argın o kalabalıkta yolculuk yaparken bir kadın ve 3 çocuğu dikkatimi çekti. Onlarda hastaneden dönüyorlardı ve çocuklar çok bunalmışlar sürekli ağlıyorlardı. O sırada bir ses yükseldi yeter artık çocuklarını sustur senin çocuklarının sesini mi çekelim diye bağıran bir kadın.. Git gide daha sinirlendigini tehdit…

Bence böylesi çok güzel..

Bu günlerde şu sözlere sırtımı yaslıyorum: “Kimseyle hiçbir konuda yarış halinde değilim. Kimseden akıllı, kimseden güzel, kimseden iyi olma gibi bir iddiam yok. Kimse için en değilim. Daha değilim. Bu devasa iddiasızlığın bana verdiği özgürlüğün hastasıyım.”

Yorgun kalplere..

Hayatımız boyunca içimizde çok fazla şey biriktiriyoruz, anlatmak istiyoruz bazen birilerine ama anlatamıyoruz. Bazen ifade edecek kelimeleri bir araya getiremiyoruz, bazen bizi anlayacak birini bulamıyoruz. İnsan, kalbinde sakladıklarını anlatamayacak kadar korkuyor çoğu şeyden. Bu yüzden, anlatamadığımız biriktirdiklerimiz yüzünden yorgunuz. Hemde bazen çok yorgunuz.. Ama kuş yoruldum diye uçmaktan vazgeçer mi hiç? Soluklanabileceğimiz insanlara rast gelsin…

İçimizde kış..

Mevsimlere çok benzetiyorum bizi. Yer yüzüne gelen kış bizim içimize de gelmiyor mu? İnsanın yüreğine de yağıyor yağmur. Buz kesiyor içi.. İnsan sanki yeni bir mevsim gibi, 4 mevsime de benzeyen hepsini hızlı hızlı yaşayan ama hep kışta yakalanan hayata.. Evet bence insan hep bahar isteyen ama kışını bitiremeyen 5.mevsim gibi.

Gideceğim, elimde değil..

Bir tek şey biliyorum: Gürültü, patırtı istemiyorum, karanlık olsun istiyorum, bir yerlere gizleneyim diyorum, bunu istiyorum işte, bunu arıyorum, bunun ardından gideceğim, elimde değil… Franz Kafka

Karmakarışık..

Karmakarışık hissediyorum bu gece. Pişmanlıklarım, keşkelerim, acabalarım, iyikilerim.. Yüreğimde bir ağırlık.. Gidenler, kalanlar.. Hızlı hızlı çarpan kalbim, susmayan düşüncelerim, kulağımda bir Sezen.. Başlıyorum baştan en baştan düşünmeye. Hayatıma giren çıkan herkesi düşünüyorum hatalarımı düşünüyorum yüreğimdeki ağırlık dahada büyüyor sanki. Ama sonra diyorum ki sen bunları yaşamamış olsaydın şimdiki sen olur muydun? Acı veya tatlı yaşadığın…

Bitmeyen hesaplarımız, içinden çıkamadığımız halbuki çok basit olan ama bize çok zor gelen şeyler var. Biri bize yardım etsin diye beklediğimiz birileriyle konuşmak isteyip ama konuşamayip avazımız çıktığı kadar sustugumuz konular var.. Her gece sessizlik çökünce içinden kendi kendimize ettiğimiz kavgalar var. Acının bizi tamamen sarıp sarmaladığı saatler var. Ve dışarıya attığımız sahte bol kahkahalar…

Kendime not

Hiçbir şey sonsuza kadar sürmez. Ne kadar canını acıtsa da ne kadar çözümü yok gibi görünse de geçecek. Neler geçmedi ki? Unutma her kışın ardında bahar vardır sen yeter ki inan senin baharın da seni bulacak.